Alaçatı Güncesi - 1

5/10/2009 · Kategori: dusler otesi 2009

 

Kalimera  Arkadaşlarım. Uzun suren yokluğun ardından yeniden aranızdayım... Hepinizi özledim. Kendimle ilgili radikal bir değişiklik yaptım. Tası tarağı toplayıp Elveda Bodrum diyerek bir zaman öncesi çok sevdiğim Farilya’dan ayrılıp Alaçatı’ya yerleştim. İşten elimi ayağımı çekip kendime bir tatil hediye ettim. Üç yıldır aralıksız-ağır bir çalışma temposu sonrası kötüye giden sağlığım açısından bu dinlence bana çok iyi geldi. Düzenli uyku, düzenli yemek, temiz havada uzun kıyı yürüyüşleri derken kendimi toparlıyorum burada. Güçlü bir iradem vardır, kısa zamanda daha da iyi olacağıma inanıyorum.

Aylardan sonra kendimi bulduğum tek yer burası. Telefonu, radyoyu kapatıp, televizyonun fişini çekiyorum, uzun zamandır ihmal ettiğim içsesimi dinliyorum, unutmak her üzüntüyü, bir kenara atabilmek can sıkıntılarını… Bazen kör, bazen sağır, bazen dilsiz olmak… Her hayal kırıklığından her umutsuzluktan sonra tekrar hayal edebilmek güzel olan şeyleri ve içine dolan umutla tekrar sevinmek istiyorum.

Öylesine yoğun ki bu sıralar içimdeki yalnızlık; Kendimle baş başa kalmak, kendimi dinlemek, bana inanılmaz zevk veriyor.  Bu "yalnız kalmak" ile alakalı değil, "yalnız hissetmek" ile alakalı bir durum. Hayatta en çok beraber olduğumuz şey: Yalnızlığımız…

 

Elimizden sıkıca tutmuş ve bırakmıyor bizi, Başkalarıyla paylaşamadığımız yanımız Hiç kimsenin görmediği, hissetmediği tarafımız... Vazgeçmiyor, biz vazgeçsek bile…

İşte hayat ve yalnızlığımız…

İşte farkında olmadığımız gerçeğimiz…

Yalnızlığım yalnızlaştıkça yalnızlaştı. Sonunda o bile eksik kaldı hayatımda. Bir dönem yaşadığım aşk canımı kötü yakmıştı, canımdan bir büyük parça koparmıştı. Güzel bir dönemin içinden geçip son dönemeçte düşmek yaralıyor insanı. Ama hayat her şeye rağmen güzelmiş. Bunu öğrendim. Şu anda oturduğum evimin balkonunda sıcak güneşin ışıkları hasır perdelerin arasından sızıyor ve ön bahçedeki yeşillikler arasında bir serçe küçük yemlerini bulmaya çalışıyor. O kadar güzel ki…

İç sesim ve Can Yücel'li şiirim kulağımda, karışıyorum yeni başlangıçlara...

 

 

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.

 

"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.

 

Demeyeceksin işte.

 

Yaşarsın çünkü.

 

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

 

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.

 

Ve zaten genellikle o daha az sever seni,

Senin o'nu sevdiğinden.

 

Çok sevmezsen, çok acımazsın.

 

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

 

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...

 

Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.

 

Senin değillermiş gibi davranacaksın.

 

Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

 

Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

 

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.

 

Paldır küldür yürüyebileceksin.

 

İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,

 

Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.

 

Gökyüzünü sahipleneceksin,

 

Güneşi, ayı, yıldızları...

 

Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.

 

"O benim." diyeceksin.

 

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...

 

Mesela gökkuşağı senin olacak.

 

İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.

 

Mesela turuncuya, yada pembeye.

 

Ya da cennete ait olacaksın.

 

Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.

 

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, Hem de

 

Hep senin kalacakmış gibi hayat.

 

İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak...

 

Sevgiyle Kalın.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!